Tavuğun İntikamı
Eğer beni Twitter'dan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur ki geçtiğimiz günlerde uzun ve güzel bir Karadeniz turuna çıktım. Bu gezide birbirinden güzel yemeklerin tadına bakıp, birbirinden lezzetli çaylar içme şansını da yakaladım.
Taa Türkiye'nin diğer ucunda, Arhavi'nin oralarda denizin üzerinden güneşin batışını seyrederken dudaklarımdan 'bir gün bir restaurant açarsam asla tavuk servis etmeyeceğim' gibi çok anlamsız şeyler döküldü. Denizin kırmızıya boyandığı, ufak kayıkların suyun üzerinde romantik şekilde süzüldüğü bir mazarada yanımda sevgili eşim oturmuş elimi tutarken, üstelik günlerdir tavuk bile yememişken, sitemde bu kadar çok tavuk tarifi varken aklıma nereden bu düşünce geldi de söyledim bilmiyorum.
O an eşimin yüzü görülmeye değerdi. Önce 'nereden çıktı şimdi bu' dedi. Sonra 'restaurant mı açıyorsun' diye sordu. Ardından da 'kırmızı et yemeyenler ne yapacaklar senin dükkanda' diye ekledi. Birdenbire ortaya çıkan bu konu üzerine 5 - 10 dakika laklak yaptıktan sonra tarihin tozlu sayfalarına konuyu gömdük gitti.
Tatil bitti, evimize döndük ve dört gözle beklediğimiz ramazan başladı.
Ramazan'ın ikinci günü iftar menümüz belli. Gelin görün ki alış-veriş sırasında canım tavuk istediği için sepete bir paket atıp akşama bir güzel pişiriyorum. Uzmanlar aç karnına alış-verişe çıkmayın diyor. Oruçluyken bu imkansız tabi. Ondan sonra da 'sen beni restaurant menüne koymaz mısın diyen' tavuğun intikamı başlıyor. Sabahı yatak ile banyo arasında mekik dokuyarak getiriyorum. Hatırlamak bile istemediğim saatler.
Bir haftadır tavuğun intikamı bıraktığı izlerle devam ediyor. İshal sebebiyle kaybolan su ve elektrolit kaybına sıcaklardan kaybolanları ekleyince durum parmağını bile kaldırmaktan aciz ben oluyor. Sonra bir de kusmanın boğazıma verdiği tahribata, klimanın eklediği soğuk algınlığı var.
Benden size söylemesi. Siz, siz olun tavuklarla bu sıcaklarda uğraşmayın. Sonra intikamları feci oluyor.
