Kim Korkar Düdüklü Tencereden?
O kadar çok kişinin düdüklü tencereden korktuğunu duyuyorum ki şaşırmadan edemiyorum. Oysaki gün içerisinde kullandığımız aletlerin birçoğu düdüklü tencere ile aynı mekanizmada işliyor. Bilmediğimiz, tanımadığımız şeyden korkarız.
Daha önce başka bir yerde ev kazaları ile ilgili istatistik okumuştum. Kalıcı sakatlıkların %40'ı ev kazalarından kaynaklanmaktaymış. Hatırlarsanız bu konuda bir de reklam kampanyası yapılmıştı.
Kalıcı sakatlıkların %40'ı ev kazalarından kaynaklanıyor.
Aslına bakılırsa ev işleri sanıldığından çok daha tehlikelidir. Perde asarken düşüp, felç olanların, kızartma yaparken tencere devrilip tüm vücudu yananların sayısı hiç de az değil.
Evdeki en tehlikeli alanlardan birisi mutfaktır. Düşünün, katillerin bir numaralı silahının, bıçağın ne tipini ararsanız, çekmecelerimizde hatta açıkta tezgahımızın üzerinde bulmanız mümkün. Ufak bir kayma ile parmağımızdan olabileceğimiz gibi canımızdan da olabiliriz.
Sonra, eskilerde savaşların en tehlikeli silahlarından birisi de hemen hemen hergün mutfaklarımıza uğruyor. Kızgın yağdan bahsediyorum... İsterseniz yumurta kırarken az miktarda olsun isterseniz patates kızartırken bir tencere dolusu olsun... Kızgın yağ her şekilde tehlikelidir.
Düşüp kırılan cam bir bardağı hayal edin. Etrafa saçılan misket bombası gibi değil mi? Bastığınız herhangi bir yerde sizi ya da çevrenizdekileri yaralamak için bekleyen minik ama etkili bir tuzaktan başka birşey değil.
Mutfak dikkatli olmadığınız taktirde tehlikelerle doludur.
Mutfak dikkatli olmadığınız taktirde tehlikelerle doludur. Biraz dikkat, biraz da bilgi ile kendinizi tehlikeye atmadan lezzetli yemekler pişirip sevdiklerinizle beraber sağlıklı şekilde kurduğunuz o güzel sofralarda oturabilirsiniz.
Konuştuğum birçok kişi, hatta sürekli benim mutfağımda olan kardeşim bile düdüklü tencereden korktuğunu söylüyor. Düdüklü tencere, talimatları okuyup ona göre davrandıktan sonra korkulacak birşey değildir.
Sanıyorum ortaokulun ilk yılını bitirip, tatile girmiştik. Öğle saatlerinde karşı komşumuza annemle beraber kahve içmeye geçmiştik. Onlar kahve içerken biz de onun kızları ile arka tarafta oyuna dalmıştık. Annem ocaktaki barbunyayı kontrol etmemi söyleyip beni eve yolladı. Mutfağa girip bir kaşıkla tenceredeki yemeğin tadına baktım. Geri döndüğümde anneme "pişmemiş" diyerek arkadaşımın odasına yollanıyordum ki annem "nereden anladın" gibi anlamsız bir soru sordu. Yüzüne tuhaf tuhaf bakıp "tadına baktım, başka nasıl anlayabilirim ki" dememle annemin çığlık atıp, yerinden ok gibi fırlaması bir oldu. Şaşılacak ne vardı hiç ama hiç anlamıyordum. Düdüklü tencere öyle çat diye açılırmıymıştan tutun da ne kadar dikkatsiz bir çocuk olduğuma kadar herşeyi komşumuzla beraber sıraladılar.
Evet, o gün bu hikayeyi dinleyen herkese göre çok şanslıydım. Annem kapağı kapatırken lastiği iyi oturtamadığı için içeride basınç oluşmamış, ben açmaya kalktığımda rahatlıkla açılmış, barbunyanın tadına problemsizce bakmış, pişmediğine karar vermiştim.
Bir kaç gün sonra annemin dolaplarını karıştırıp kullanma kılavuzunu okuyarak uzun saplı, derin tencerenin neden evde bu kadar yaygara koparttığını anlamaya koyuldum. Aslında mevzu basitti. Konu fen bilgisi dersinde gördüğümüz buhar basıncından başka birşey değildi. Treni, vapuru harekete geçirecek kadar kuvvetli bir güçten bahsediyoruz. Yavaş yavaş neden yaygara koptuğu anlaşılıyordu. Okudukça dikkatli olunursa hiçbir tehlike olmadığı gayet açıktı. 2/3'ünü doldurmak, buhar boşaltılmadan yerinden hareket ettirmemek, kapağını açmaya kalkmamak... İşte bu kadar. Üstelik tencereyi üretenler dikkatsizleri de düşünmüşler, kapağa buhar kilidi koymuşlar. Buhar çıkmadan açmaya çalışırsanız da açılmıyor. Tabi zorlarsanız onların da yapacak birşeyi yok.
Altı yılı geride bıraktığım evliliğimde altı farklı düdüklü tencere ile tanıştım.
Yıllar sonra kendi mutfağımda ilk düdüklüm, hediye edilmişti. Adını duymadığım bir marka idi. Pek işe yaramadığı kesindi. Kurufasulye onunla da onsuz da 40 dakikada pişiyordu. İlk fırsatta kendisini 4,5 litrelik bir tefal clipso ile değiştirdim. 7 dakikada kurufasulyeyi püre yapacak kadar pişirince bana yaşattığı ilk şoku unutmuyorum. Yıllarca onu kullandım. Sonra ona bir kardeş geldi. Aslında bir değil iki demeliyim. KRC'nın marifetli seti bir kapakla 2 farklı boy düdüklü tencere oluyordu. 1 bardak nohut ya da fasulye için 4,5 litrelik koca tencereyi yıkamaktan bıktığım için küçük Karaca ilaç gibi geldi demeliyim. 5. düdüklü tencerem Bizim Usul Makarna çekimlerinde kullanılmak üzere Tefal'den geldi. Sette kalabalık bir ekibe yemek yapılacağından 6,5 litre hacmindeydi. Kocaman tavuğu içine bir sürü malzeme ile doldurup kısacık zamanda pişiriveriyorduk. Gelin görün ki 2 kişilik ailemiz için oldukça büyük olan tencere kalabalık misafir gelmediği müddetçe dolaptan çıkmaz oldu.
Son olarak aralarına hepsinin abisi olacak büyüklükte tam 8 litrelik Nutricook katıldı. Değişik pişirme yapısını hala çözememiş olsam da güvenlik açısından inanılmaz önlemlere sahip. 8 litrelik dev cüssesine rağmen güvenlik ayarları ve pişirdiğim malzemelerin renklerindeki parlaklık, onu dolabı açtığımda ilk tercihim haline getirdi.
Altı yılı geride bıraktığım evliliğimde altı farklı düdüklü tencere ile tanıştım. Altısının da kullanma kılavuzunda aynı şeyler yazıyordu:
- 2/3'ünden - tencere içinde işaretli yerden- fazla doldurmayın.
- Buhar sıkıştığında -ki halk arasında düdük çıktıktan sonra denilir- asla tencerenizi hareket ettirmeyin. Altını en kısığa alıp buhar oluşumunu yavaşlatın.
- Pişirme işlemini sonlandırdıktan sonra tencerenizin ayarlarına göre çıkartıp kapağı açın. Tencerenizin böyle bir özelliği yoksa, soğumasını bekleyin. Bu sürede de asla hareket ettirmeyin.
- Tencerenizin bakımını düzenli olarak yapın. Hava çıkış noktalarının açık kaldığından emin olun.
Korkuların arkasında başta da söylediğim gibi bilgi eksikliği saklanır. Bildiğiniz, tanıdığınız aleti kullanmak her zaman daha az korkutucu ve ve daha keyiflidir. Kullanma kılavuzlarını dikkatli okuyup, kurallara uyduktan sonra kim korkar düdüklü tencereden.
