2005'ten beri mutfakta · 574 tarif

Uyumak, uyanmak!, Uyumak Uyanmamak!..

16 Mart 2006
Uyumak, uyanmak!, Uyumak Uyanmamak!..

Uyku var! Uyku var! Uyku var!

Uykuyu seven biri olarak tanınırım. Rivayete göre çocukluğumdan beri uykuyla aram iyi olmuştur. Anneanneme sorarsanız böyle demez. Öğle uykusuna yatırmak için teklif ettiği rüşvetleri sıralar. Bana sorarsanız da uykuyla aram yoktur. Zaruretten uzun süre uyuyorum. Çocukluğumdan beri yatar yatmaz uyuyanlara hayranımdır. Benim uyuyabilmem için en az iki saat yatakta dönmem gerekir. Eh bu şartlar altında normali yedi saat olan uyku süresi benim için dokuz saate doğrudan çıkmış oluyor.

Kim kaybetmiş de dokuz saati ben bulmuşum. Lise yıllarımda okula gitmek için beş buçukta kalkar saat altıya gelmeden servise binerdim. Evden çıktıktan on iki saat sonra eve döndüğümde tek istediğim bir parça uyumak olurdu. Yolda daha küçük sınıfların kavgaları nedeniyle bölük pörçük kestirirdim. Ama asla yetmezdi. Son sınıfa kadar bu ihtiyacımı hafta sonları gidermiş olsam da son sınıfta dershane maratonuna katılınca bu lüksüm de ortadan kalktı. Sonraki yıllarda da şansım yakında okumak konusunda yaver gitmediği için vizelerin, finallerin, projelerin, ödevlerin uykusuzluğuna her daim yol uykusuzluğu eklendi.

Uzun süre Anadolu yakasında oturup, Avrupa yakasında çalıştım. Yolu ve uykusuzluğu hayatımın parçası olarak görüp, işin keyfini çıkarttım. Bol bol Boğaz, vapur, martı, Kızkulesi, tarihi yarımada fotoğrafı çektim. Bu süre içerisinde eşim ve ben bir uyku düzeni tutturduk. Her gün aynı saatte on buçukta yatıp, aynı saate altı buçukta kalktık. Bu benim uykusuzluk problemimi giderdi demek isterdim, ama malesef... Kafamı yastığa koyar koymaz başlayan iş toplantıları uyku ile arama aşılması güç duvarlar örüyordu. Son işimde bu duvar sanallıktan çıktı. Gece geç saatlere kadar süren toplantılar gerçek hale geldi. Günde on beş ila on yedi saatimi işte geçirmeye başladım. Eskiden sadece konserler, tiyatrolar için değişen uyku saatlerimden eser kalmamıştı. Yatış saatim hergün değişiyor ama kalkış saatim hiç değişmiyordu. Boş bulduğum her dakika uyumak istiyordum.

İşten ayrıldıktan sonraki günlerde uyku saatlerimi düzenlemek uzun zaman aldı. Akşam, saatinde yatabilmek için, öğlenleri gözlerim yarı kapalı dolaştığım çok oldu. Uykusuzlukla şeker yerine tuz, tuz yerine şeker koyduğum yemekler yaptım. Uyku saatlerim düzene girmeye başlasa da toplantılar yerini yarın ne yapsam düşüncelerine bıraktığı için kafamı yastığa koyar koymaz asla uyuyamadım.

Düzene oturan herşey Devletsah.com'un yaşgünü partisi ile tekrar karma karışık oldu. Bir kaç gün önceden başlayan ne pişireyim düşünceleri, o gün gece sabaha kadar oturmamızla sonuçlandı. Gün içerisinde uykuya yenik düşmem en son noktayı koydu. Arkadaşlarla önceden planlanan pazar kahvaltısında yarı uykuluydum. Akşam film seyrederken yaptığım kısacık şekerleme, bütün gece uyumama engel olmaya yetecek kadardı.

Tuluyhan Uğurlu

Direnmeye çalışsam da koltukta kitap okurken, film seyrederken uyuyakaldığım günler günleri takip etti. Beni uykusuzluk ağına çekmek isteyen geceler, gittikçe hareketlenmeye başladı. Önce Tuluyhan Uğurlu konserine gittik. Aslında kendisinin tarzını fazla sevmem. Ama İstanbul Kanatlarımın Altında filmine yaptığı müziklerin yüzü suyu hürmetine gittim konsere. Dünya Başkenti İstanbul albümünden çaldığı parçalar etkileyiciydi. Konserden sonra sıcak çikolata içmeye davet ettiğimiz arkadaşlarımızla sohbete doyamayıp ertesi gece daha kalabalık bir ekiple devam etmeye karar verdik.

Eh tahmin ettiğiniz gibi gece bir dirhem uyku gözüme girmedi. Bütün gün maş fasulyesi salatası, patates salatası, havuçlu - kabaklı börek, kurutulmuş domatesli top kek, arap bacı, tiramisu, kaya kurabiyesi hazırlarken uyumadan geçti. Ertesi günün tatil olmasını da fırsat bilerek uzun uzun sohbet ettik. Gece yattığımda bir dünya misafiri daha doyuracak kadar olan kalanları ne yapacağımı düşünürken uyumuşum. Cumartesi gecesi bir gün önceden kalanları bitirmeye çok yakın arkadaşlarımızı çağırdık. Bir haftanın yorgunluğunu atmak, aynı zamanda gittikçe feri kaçan gözlerime tatil maksadıyla öğle uykusuna izin verdim. Eh uykumu alınca sohbet gece ikileri buldu.

Pazar günü daha önce bahsettiğim Medya ve Etik Değerler paneline gittik. Malûm konu "karikatür kriziyle ilgili olarak basın özgürlüğü nereye kadar"dı. Avrupa basını bunu yapmaya cesaret ediyorsa aynayı kendimize tutmak gerek düşüncesinin çıktığı panel çok manidar, çok hoştu. Prof. Dr. Edibe Sözen'in söylediği birşey kulaklarımdan çıkmıyor: "Bilselerdi yapmazlardı!" Aslında bu sözler kendisine ait değil. Karikatürlere mevzu olan sevgili Peygamber Efendimize (S.A.V.) ait. Taifteki akrabalarının yanına sığındığı sırada Peygamber Efendimizin kendisine eziyet, işkence edenler için söylediği "Bilselerdi yapmazlardı!" sözünün bizim düstûrumuz olması gerektiği, O'nun ümmeti olarak, O'nun kadar affedici olmamız gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Yurdagül Mehmetoğlu kendisinin görüşüne "bunu ancak O'nu iyi anlatarak sağlayabiliriz. O'nu iyi anlatabilirsek, bu gibi karikatürlere de mahâl vermemiş oluruz" diyerek destek verdi. Dinlediğim konuşmalar beni içinde olduğum gaflet uykusundan silkeleyip, uzun zamandır okuyup da bitiremediğim bir kitabı bitirme isteğine sevk etti.

Sipil Dağı

Eve döndüğümüzde, uzunca bir aradan sonra ilk defa saat on buçukta yataktaydım. Onbeş günün yorgunluğunu çıkartmak için saatimi biraz daha ileriye kurdum. Ancak kısmet olmadı. Sabahın ilk ışıklarıyla aldığım acı haberle gözlerimden akan uykusuzluk yerini yaşlara bıraktı. Emrehan abimiz derin uykulara dalmışken uyumanın vakti miydi? Onun tek başına yaptıklarını benim gibi kaç kişi bir araya gelse yapabilirdi? Son bir yıl içinde bu kaçıncı yolculuktu? Uyumanın vakti değildi. İstikamet önce İzmir sonra Sipil dağlarının eteği, şehzadeler şehri Manisa. Uykusuz geçen bir gece ve bir gece daha... Mualla teyzeden, Ali amcadan, Emrehan abiden sonra ben nasıl uyurum.

Güzellik uykusu var! Gaflet uykusu var! Ölüm uykusu var! Uyku var! Uyku var! Uyku var! Ben hangi birinden uyanıp, kimi uyandırayım?

Bunlar da olur