Unuttum Gitti!
Unutmak ne büyük lütuf… Tabi kararında unutunca. Yoksa her an kaybetiklerinin acısıyla, işlerin baskısıyla oluşan mutsuzluğuyla insan nasıl yaşardı. Eşinin kendisini aldattığını fark edip hem ondan ayrılmayan hem de unutmayanlar var. Hayatı kendisine de eşine de zehir ederek bir ömür geçirenler.
Elbette insan herşeyi tamamiyle unutamıyor. Hatıralar dediğimizde geriye kalanlar. Genellikle güzel olan şeyler kalıyor geriye. Birlikte yapılan keyifli şeyler…
Bence unutmanın da çeşitleri var. Geçmişi unutmak bir türü… Bir de yapılacak işleri unutmak var ki baş belası bir durum. Örneğin fotoğraf çekmek için üç buçuk saat trafikle mücadele edip çekim alanına vardığınızda makinanızın pilini unuttuğunuzu fark etmek kadar sinir bozucu bir şey yoktur. Ya da hafta boyunca alışveriş listesi yapıp, alışverişe giderken yanınıza almamak. Daha fenası listedekileri hatırladığınızı iddia edip, alışveriş yapıp listedekilerin yalnızca bir tanesini almak. Yedi kat aşağıdaki markete labne almaya inip, rendelenmiş kaşar alıp gelmişliğim var. Üstüne üstlük bu alışverişi yaparken “acaba ben bu kaşarı neden alıyordum, ne yapacaktım, neden rendelenmiş alıyorum, evdekini neden rendelemedim” diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum.
Bir de Alzeimer var ki Allah düşmanın başına vermesin. Hangisi daha acı bilmiyorum. Hastanın her şeyi, herkesi unutması mı yoksa unutulanın hasta başında kendisini hatırlar ümidiyle beklemesi mi? Bir de hastanın başında bekleyen kızına - oğluna sürekli neden kızının-oğlunun kendisini görmeye gelmediğini sorması var ki her iki taraf için de zor.
İşte son günlerde çevremde bunları görüp, duyuyor, yaşıyorum. Unutmak üç buçuk saat trafikte bekleyip, fotoğraf çekemeden eve dönmek zorunda kalsam da güzel şey… Tabi her şey gibi kararında olduğunda.