2005'ten beri mutfakta · 574 tarif

Üç Güne Tek Sonuç

6 Kasım 2006
Üç Güne Tek Sonuç
Karanlık Ankara gününü aydınlatan mum

Ankara'da kış hiç haber vermeden, ansızın başladı. Ben daha kışlık kıyafetleri bile çıkartmamıştım. Cumartesi günü davetli olduğumuz yemeğe götüreceğim mısır ekmeklerini hazırlarken güneş pırıl pırıl parlıyordu. Yemeğe gitmek için apartmanın kapısını açtığımızda yağan sulu karı gördüğümde gözlerime inanamadım. Akşam yemeğinde yediğimiz nefis hamsi tavanın ve yanındaki salataların tadı halâ damağımda. O kadar yememe rağmen dışarı çıkıp iliklerime kadar üşüdüğümde "eyvah... bu kış bitmeyecek galiba" demeden edemedim.

Pazar sabahı uyku işini biraz uzatıp geç kalktık. Kalktığımızda elektrikler kesikti. Å?imdi gelir, birazdan gelir derken elektrikler tam 12 saat sonra akşam altıda geldi. Tabi bütün planlarımız altüst oldu. Bu vesile ile anın getirdiklerini yaşadığımız bir gün geçirmiş olduk. Halbuki akşamdan ıslattığım kurufasulyeleri Gift & Gourmet'ten onbeş yirmi gün önce aldığım dökme demir tenceremde fırında ağır ağır pişirirken Alias'ın, Lost'un ve Prison Break'in son bölümlerini seyredecek, sitemin server problemi üzerinde çalışacak, gittiğimiz The Manhattan Transfer konseri hakkında yazı yazıp, yeni bir video kaydı yapacaktık. Hepsi hayal oldu.

Günün bütün çoğunluğunu kaloriferler yanamadığı için battaniyenin altında gazete, kitap okuyup, fotoğraf çekip, el bilgisayarında oyun oynayarak geçirdik. Öğle yemeği için ekmeği elektrik olmadığı için elde mayalamaya karar verip son dakikada fırının hava ile çalışmadığını fark ederek bütün malzemeleri ziyan olmaktan kurtardığımızda, ocağı yakabilmek için evde kibrit ve çakmak arama seferberliği ilan ettiğimizde, dışarıdan yemek siparişi vermek için telefona elimizi atıp pili bittiği için çalışmadığını fark ettiğimizde, siparişi getiren kişinin cep telefonumuza ettiği telefon vasıtasıyla apartman kapısını açtığımızda elektriğin kıymeti hakkında uzun sohbetler yaptık.

Elektrikler geldiğinde üst komşumuzdan gelen sevinç çığlıklarına uzun uzun gülüp, dünyadan haberlere göz atıp pazartesi için hazırlıklarımızı yapıp derin bir uykuya daldık.

Bugün daha beyaz bir Ankara'ya merhaba dedik.


Atkıma, bereme sarılıp,karlar altındaki Ankara'yı fotoğraflayıp, ardından İstanbul'dan gelen arkadaşlarımla buluşmak için dışarı çıktım. Her zaman ki güzergâhımda yürürken hep önünden geçtiğim ama nedense girmediğim "Orange Bell"e bu defa girip fotoğraf çektim. Sahibesi Aliye hanımla uzun uzun sohbet ettik. Kendisi fotoğraf çekmek aşkına sokaklarda buz tutmuş bendenize bir fincan çay ikram etti. O kadar güzel sohbet ediyorduk ki bir saatin nasıl geçtiğini hiç fark etmemişiz. Buluşacağım arkadaşım aramasaydı muhtemelen o nefis kokulu sabunların, o iştah açıcı çilek, kivi kurularının, zeytinyağı şişelerinin arasında saatlerce oturabilirdim. Alelacele oradan ayrılırken bir daha kendisini ziyarete gideceğime dair Aliye hanıma söz verdim.

İstanbul havası getiren arkadaşımla, Tunalı'da yürüyüp Kebap 49'da yemek yedik. Son zamanlarda yediğim en lezzetli pideydi demeden edemiyeceğim. Yemekte başlayan sohbetimize, Karum'u gezerken ve Cafe Cafemiz'de çaylarımızı yudumlarken devam ettik. Bir sanat harikası gibi gözüküp, tadına baktığımızda bizi hayal kırıklığına uğratan peykeklerimizi yarım bırakıp, yarın tekar buluşmak üzere ayrıldık.

Buzlardan kayganlaşan Filistin sokağında yürürken birbirinden bambaşka üç günün benim üzerindeki etkisinin tıpa tıp aynı olduğunu, mutluluğun tarifinin benim için sadece sevdiklerimle beraber olmak olduğunu fark edip gülümsedim.

Bunlar da olur