Türkiye'nin Gülü: ısparta
ısparta hiç gitmesem de yıllardır hayatımda olan bir şehir. Gül suyuyla, gül kremiyle, çok sevdiğim arkadaşlarım, dostlarım vasıtasıyla...
İşte bu güzel düşüncelerle gittim Isparta'ya. Önce en yakın dostlarımdan birisi'nin kardeşinin nişanına, sonra Ankara günlerimin en şeker simalarından birisinin düğününe. Bu dört günde Isparta geleneklerine uygun nişan, kına ve düğün gördüm. Bir gün önce gidebilseydim eğer isteme merasimini de görmüş olacaktım.
Genelde akşam olan bu organizasyonlar gün içinde Isparta ve çevresinde geziler yapmamıza fırsat tanıdı.
Özge ve babası ile gece yaptığımız Isparta turu başka bir keyifliydi. Davraz dağı eteklerinde durup şehrin ışıklarını seyrettik. Beklediğimden çok ama çok daha büyük olduğunu fark ettim.Gitmeden önce yaptığım araştırmada bir müzesi olduğunu öğrenmiştim. Özge ile sabahın erken saatlerinde Isparta Müzesini gezmeye gittik. Müzede dört farklı salon var. Arkeoloji, hazine, etnografya, halı… Arkeoloji ve hazine salonlarında Lidyalılardan, Perslerden ve diğer Anadolu uygarlıklarından kalan birçok eseri görmek mümkün. Bazı cam ve toprak kapları gördüğümüzde “bugün bunun kadar zevklisi” yapılmıyor demekten kendimizi alamadık. Etnografya salonunda ise mankenlere giydirilmiş kaftanlara, sergilenen fincanlara, lambalara hayranlıkla baktık. Gül yağını ayırmak için kullanılan sistemi uzun uzun inceledik. Halı bölümünden evlerimize uygun bir kaç taneyi de seçtikten sonra müze gezimizi tamamlamış olduk.
Gece turumuzda Özge’nin babası eski evlerin olduğu bir sokağın restore edildiğinden bahsetmişti. Isparta evlerini görmek maksadıyla o sokağa giderken Said-i Nursi’nin yaşadığı evi görüp gezdik. 1953 – 1960 yılları arasında bu evde yaşamış. Kullandığı birkaç eşya ve kullandığı araba burada sergileniyor.
Restore edilen İmam Hasan Sokak’ı gezdikten sonra Isparta mimarisi ile ilgili bir şey dikkatimizi çekti. Çatıların bina ile birleştiği kısımlara kalem işiyle desenler çizilip binanın dışının daha da güzelleştirilmeye çalışıldığı... Fakat yenileme sırasında bu kalem işleri binaların dış cephelerine de sıçrayıp o güzelliğini maalesef yitirmiş. Tabi bir de çizen kişinin reklam maksadıyla adını yazması tuz biber ekmiş üstüne.
Son olarak "eski üzüm pazarı"na yani şehrin çarşısına gittik. Gülbirlik’ten gül reçeli ve katkısız üretilen gül kremi alıp yorgunluğumuzu ve açlığımızı gidermek için meşhur Ferah Kebap’a girdik. Ünlü şiş köftesinden yedik. Yanında üzüm hoşafı içmek gerekirmiş. Biz ayranı tercih ettik. Arada Özge’nin hoşafına sulandığımızı da söylemeliyim. Bunun dışında nişanda incecik açılmış Isparta pidesinin ve şekerlemenin, kınada pirinç çorbasının ve kuru fasulye ile ikram edilen kabune / kabine ile helvanın, düğünde ise bulgur pilavıyla verilen kapamanın, zerdenin tadına baktım. Hangisi daha güzeldi diye bir ayrım yapamayacağım. Her biri diğerinden güzel ve lezzetliydi. Her biri ikram edildiği sofraya has Isparta geleneğini temsil ediyordu.
Antalya'ya 1,5 saat mesafedeki Isparta mis kokulu gül reçelinin hatırına mutlaka gezilmeli.