2005'ten beri mutfakta · 574 tarif

Sapanca, Kartepe, Maşukiye

27 Nisan 2009
Sapanca, Kartepe, Maşukiye

23 nisanla birleşen hafta sonunun geçtiğimiz günlerden serin hatta soğuk geçeceğini okuduğumda açıkçası dört günlük bir tatilin beni dinlendirmekten çok, hasta edeceğini düşündüğümden, evde kalmaya karar verdik. İyi ki de öyle yapmışız. Bildiğim bütün 23 nisanlar gibi bu yıl da hava soğuktu. Sabah kahvaltısı için gittiğimiz Cafe Cadde'den boğaz şişliği ve kulak ağrısı ile döndüm. Ertesi günü yatakta geçirip dinlenirken plan yapmadan duramadığımı fark ettim. Bütün kışı evde film seyrederek geçirdikten sonra, bahar beni dışarıya çağırıyordu. İstanbul'a yakın bir yerlere gidip, temiz havayı içime çekmeyi, sessiz kıyılarda fotoğraf çekip, kitap okumayı hayal ettim.

Sapanca

Haritayı açıp, gidebileceğimiz yerlere göz gezdirdiğimde, Sapanca bana göz kırpmaya başladı. Hemen araştırmaya koyulup neler yapabileceğimize baktım. Kardeşimin üniversitedeki yıl sonu projelerinden birisi olan Maşukiye'yi ve bu yıl geçtiğimiz senelere nazaran kayak yapanlardan daha sık duyduğum Kartepe'yi de dahil edince nefis bir program oluştu.

Özgür'ün tavsiyesi üzerine kahvaltıyı da oralarda yapmaya karar verip erkenden yola düşmeyi planladık. Ama hayat her zaman planlandığı gibi olmuyor. Sabah gözlerimi açtığımda yola çıkmayı düşündüğümüz saati çoktan geçmiştik. Eşimin iş ile ilgili bitirmesi gerekenleri bekledikten sonra takriben 2 saat gecikmeyle yola koyulduk. İnatla kahvaltı etmememiz, bizim gibi iki kahvaltı düşkünü için şaşırtıcıydı.

Bir saat kadar sonra, Sapanca çıkışında, İzmit istikametinde Küçük Evim'de kahvaltı masasında oturuyorduk. Açık büfeden tabaklarımızı doldurmuş, serin ama insanı üşütmeyen, ferah havada güneşin keyfini sürüyorduk. Sakız gibi uzayan kaymağı kolestrolüne aldırmadan, bal ile karıştıra karıştıra yedik. Bence kahvaltının en unutulmaz lezzeti de oydu.

Sapanca gölünün kenarında yürüyüp, fotoğraf çektikten sonra, tok karına etrafta yapacak çok bir şey olmadığını anladık. Herşey sizin alabalık yemeniz için düzenlenmişti. Göl kenarında otururken, Twitter'daki mesajıma gelen yorum programımıza yeni bir yön verdi. Burak Kaiser 'Sapaca'ya değil Kırkpınar'a gidin' diyordu. Tabi ki ben de ilk anda sizin gibi Kırkpınar'ın Edirne'de olduğunu ve aramızda mesafeler olduğunu düşündüm. Bu esnada da haritaya bakmayı ihmal etmedim. Yakınlarda Kırkpınar adında bir köy daha varmış. Kartepe yolu üzerinde olduğunu görünce, gölün o tarafına da bakmaya karar verdik.

Kırkpınar'a vardığımızda bizi pazar bekliyordu. Hemen pazara girip, alışverişe koyulduk. Tazecik sebzelere, meyvelere baktık. İstanbul pazarlarında görmediğimiz civcivlerle oynadık. Bu esnada Shopkolik'ten gelen kahve daveti bizi çok mutlu etse de Kartepe'ye çıkmaya başlamıştık. Yolda sıra sıra bizi geçen Kartepe tırmanışına katılacak ralli arabalarının gürültüleri hakkında konuşurken, açık camdan duyduğum 'benzin yerine kurufasulye koyuyorlar herhalde bunlara' yorumu bütün gün beni gülümsetmeye yetti.

Tepeye yaklaştıkça kar da etrafta görülmeye başladı. Bazı yerlerde manzaranın keyfini çıkartmak için dururken, bazı yerlerde bu yıl yapamadığımız kartopu savaşını yapmak için durduk. Tshirtlerle kartopu oynamak da ayrı bir duyguymuş. Kartepe tırmanış yarışı antremanları için yolun 16:00-19:00 arası kapanacağını öğrendiğimizden çok geçe kalmadan 15:30 gibi aşağıya indik. Aslına bakılırsa karnımızın acıkmasının bunda rolü çok büyük.

Maşukiye'de eriyen kar sularının oluşturduğu bir derenin kenarında kiremitte alabalık yerken, yorgunluğun üzerime çöktüğünü hissettim. Balıkla beraber getirdikleri, Çerkez peyniri eritmesi sabah kahvaltısındaki kaymağın pabucunu dama attıracak kadar lezzetliydi. Yemeğin ardından İstanbul'a doğru yola çıktığımızda arabadaki tek ses, çalan müzikti.

Bunlar da olur