Santana Row'a hasta ziyareti
Odamıza vardığımızda ilk ilacı içmiş, etkisi ile uyuklamaya başlamıştım bile. Sabah olduğunda her tarafım ağrıyordu. Yataktan çıkmak istediğimde ise ateşim her yeri buzhane gibi algılamaya yetecek kadar çoktu. San Francisco sokaklarında gezmeyi, akşamüstü de arkadaşımla buluşmayı planladığım gün tamamıyla yatak istirahatine döndü. Küçücük çocukların denize girdiği, okyanusun serin rüzgarlarının estiği Carmel'de üşüyüp atkılara sarınmama rağmen hasta olmama fazlasıyla şaşırdığımı söylemeliyim. Çoluk çocuk denize girerken ben hasta olmuştum.
Akşamüstü olduğunda acıktığım ve kendimi biraz daha iyi hissettiğim için yakınlardaki bir yere gidip yemek yemeye karar verdim. İlk gün gitmeye çalıştığım ama otobüsten yanlış durakta indiğim için gidemediğim Santana Row'daki The Cheesecake Factory'de karar kıldım. Santana Row'a vardığımda etrafta bir tur atmaya karar verdim. Bir birinden şık mağazalara girip, vitrinlere baktım. Yorgun hissettiğimde kitapçılarda oturup dinlendim. Sadece kutuların, ve saklama kaplarının satıldığı The Container Store'da, kağıt ile ilgili aklınıza ne gelirse bulacağınız Paper Source'da, birbirinden ilginç mutfak malzemelerinin toplandığı Crate And Barrel ve Sur la Table mağazalarında saatlerce dolaştım. Bazı şeylere Türkiye'de 10 katından daha fazla para verdiğimizi görüp üzüldüm.
The Chesecake Factory'yi bulduğumda açlığım iyice artmıştı. İçeriye girdiğimde açıkçası çok şaşırdım. Nedense hayallerimde minimalist şekilde döşenmiş bir yer vardı. Oysaki tahminlerimin aksine, barok denilebilecek kadar oymalı mobilyalar, kahverengi tonlarının hakim olduğu karanlığa yakın loş bir mekandı. Masaya oturmamla buzla dolu bir bardak su ve tadına bakınca formülünü çalmak istediğim muhteşem ekmekler geldi. Muhteşem bir pizzanın ardından bir lokma daha yiyecek durumda olmadığım için malesef peykeklerinin tadına bakamadım. Erken saatlerde odamıza dönmüş, uykuya dalmıştım bile.