Şahane Düğün
Bir adam düşünün... Bir sabah uyanıyor ve yanında hiç tanımadığı bir kadın... Üstelik iki saat sonra başka bir kadınla evlenecek...
İşte size nefis bir komedinin giriş kısmı...
Eşim "hafta sonu tiyatroya gidiyoruz" dediğinde sevinmiş ama pek üstünde durmamıştım. Hergün yüzlerce efekt ile bizleri şaşkınlığa çeviren filmler seyrettiğimizden olacak tiyatro pek keyif vermiyordu. Kısacası müziği canlı performanstan dinlemek hoşuma giderken, filmi canlı perfomanstan seyretmek pek zevk aldığım birşey değil... Buna rağmen zaman zaman tiyatroya gider, genellikle de "daha sık gidelim" diyerek çıkarım. Çoğunlukla müzikallere gitmeyi tercih ettiğim de bir gerçek...
İşte bu umursamazlıkla oyunun adını sormayıp, ne olduğunu bile merak etmemiştim. Tek bildiğim komedi olduğuydu... Ulus'taki Küçük Tiyatro'nun kapısına gelip afişi gördüğümde birden heyecanlanıp, meraklandım. Çünkü yıllardır TRT'de seyrettiğim önce "Ferhunde Hanımlar" sonra da "Bizim Evin Halleri" dizilerinin oyuncuları oynuyordu. Bahsettiğim diziler son derece basit senaryoları, yavaş ilerleyen konularına rağmen, oyuncuların doğallığı, konuların gündelikliği kısacası bizim evin hallerini yansıttığı için rastladığımda seyretmeden geçmediğim programlardır. Üstüne üstlük herhalde Türk televizyonculuk tarihinde 1300'den fazla bölüm çekilen bir dizi daha yoktur.
Biletlerimiz kontrol edilirken, güvenlik görevlisi bayan fotoğraf makinamız olup olmadığını sordu. Makinamı silah makbuzu karşılığında kendisine teslim ederken nasıl baktıysam, "aklınız burada kalmasın, dolaba kilitleyeceğim, kimse dokunmayacak" dedi. Aklım nasıl kalmasın. Kimseye dokundurtmadığım, gözüm gibi baktığım makinamı hiç bilmediğim, tanımadığım birisine, tozlu bir dolaba kaldırsın diye veriyordum. Eşim beni yatıştıracak bir iki şey söyleyerek salona doğru çekiştirdi.
Salona girip koltuğuma oturduğumda ilk defa gittiğim yerlerde hep yaptığım gibi kafamı kaldırıp tavana baktım. İlk düşündüğüm şey "tam fotoğraflık" oldu. Oyun başlayana kadar tavanı seyredip, düşündüm. Acaba avize var mıydı? Vardıysa şimdi nerede? Başına birşey geldiyse keşke yenisini koysalar falan filan... Bir de "Küçük Tiyatro bu kadar güzel ise Büyük Tiyatro kimbilir nasıldır" demekten kendimi alamadım.
Ve oyun başladı... Sonraki iki saat boyunca özellikle de ikinci perde de gülmekten ne fotoğraf makinamı ne de kayıp avizeyi düşünmeye fırsatım oldu. Bence en başarılı oyuncu yan karakterlerden birisini canlandıran, Bizim Evin Hallerindeki ismiyle İsmet yani Hülya Gülşen Irmak'tı.
Tiyatro oyunlarında da insanın oyunun içine girip yok olabileceğini anladığım bu oyunu Ankara'daysanız kaçırmayın derim. Üstüne üstlük 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü bu kadar yaklaşmışken iyi bir eğlence olmaz mı?