Pembe Göl: Nakuru
Yaklaşık iki hafta önce büyük bir sürprizle Kenya'ya doğru yola çıkmıştık. THY'nin hergün Kenya'nın başkenti Nairobi'ye uçuşu olduğunu bildiğimden uçağın boş olacağını, o yüzden yanıma eşimden başka kimsenin oturmayacağını düşünüyordum. Yanılmışım. Neredeyse bütün koltuklar dolu olarak harekete geçtik. Tam bir Birleşmiş Milletler grubu gibi göründüğümüzü söylemeliyim. Amerikalısı, Fransızı, Almanı, Brezilyalısı ve tabi ki Afrikalısı... Ne milletten adam ararsanız uçakta var. Çoğunluğun elinde de Kenya ile ilgili bir turist kitabı...
Gecenin ilerleyen saatlerinde Nairobi'ye indiğimizde bizi muhteşem bir ilkbahar havası bekliyordu. Bu ferah, ılık rüzgarların estiği geceler Nairobi'nin 365 gününü temsil ediyor.
Hani bazen deriz ya 'keşke hep ilkbahar olsa' işte bu dileklerin gerçekleştiğ yer Kenya.
Sokaklarda ağır ağır dolaşarak otelimize doğru ilerliyoruz. The Sarova Stanley'de kalacağız. Ernest Hemingway'in de kaldığı otelde... Klimanjaro'nun Karları -şimdilerde küresel ısınma nedeniyle karlar azalsa da- kitabının hayallerini kurduğu belki de ilk satırlarını yazdığı, Kenya'nın en eski otelinde...
Tertemiz havada sabaha kadar deliksiz bir uyku çekiyoruz. Sabah tropik meyvelerle bezenmiş kahvaltımızı bitirir bitirmez eşime bu sürprizi hazırlarken her türlü yardımı eksik etmeyen suç ortağını ziyarete gidiyoruz. Mevlüt beyin ofisindeki muhteşem manzaradan Nairobi'yi seyrederken o günün programını da öğreniyoruz.
İlk hedefimiz dünyanın en büyük vadisi.
Turkenya'dan kiraladığımız safari aracımız ve rehberimiz Amos ile yola çıkıyoruz. Bir yandan sohbet ederken bir yandan da Kenya ile ilgili ilginç bilgiler öğreniyoruz. En dikkatimi çeken ilkokul mezunu bir Kenyalının en az 3 dil konuşabilmesi oluyor. Kenya'da kırka yakın kabile var ve bunların herbiri kendi dilini konuşuyor. Geleneklerine bağlı olduklarından da bu dilden asla vazgeçmiyorlar. Birbirleri ile anlaşabilmeleri için ortak dilleri ise Swahilice. Bu dili de çocuklar evde öğrenmeye başlıyorlar. İlkokulla beraber 1963'e kadar İngiliz sömürgesi olmalarının bir sonucu olarak İngilizce hayatlarına giriyor. Bütün temel eğitim İngilizce yapılıyor.
Nairobi'ye 2-2,5 saat mesafedeki Rift vadisine geldiğinizde uçsuz bucaksız bir düzlük karşılıyor sizi. Alabildiğine uzanan bir kanal. İnsanın aklı bu kadar büyük bir toprak parçasının 2500 metre çökebilmesine ermiyor.
Gölün etrafındaki turumuzda belki yüzlerce çeşit hayvanla karşılaştık. Ancak hiçbiri beni güneşin batışı sırasında gördüğüm manzara kadar etkileyemedi. Binlerce flamingonun hatta kitaplarda yazdığına göre iki milyon flamingonun bir arada bulunduğu sahneyi sanıyorum hayatımın sonuna kadar unutamayacağım. O zarif hareketlerini, sudan havalanışlarını, tüylerini kabartışlarını ve diğer şeyleri... Bugüne kadar pek çok defa güneşin kızıla boyadığı deniz ya da göl görmüştüm ama hiçbiri bu kadar canlı değildi. Hiçbirinin pembe kanatları yoktu.
Akşam otelimize dönerken hissettiğim huzur ve mutluluğu tarife inanın kalemimin gücü yetmez. Ama belki o dakikalarda eşim tarafında çekilen video size herşeyi daha güzel anlatır.
Meraklısına
- THY'nin hergün 18:45'te Nairobi'ye uçuşu var.
- Kapıda 25$ ödeyip 3 aylık vize alıyorsunuz.
- Her ne kadar kitaplar aksini yazsa da giderken aşı olmanıza gerek yok. Aynı kitaplar bizim ülkemize gelenlere de aşı olmalarını söylüyor. Tabi bir Masai evinde misafir kalacaksanız durum değişir. O zaman aşı olun tabi. Hatta yanınıza koku için maske ve mentollü birşeyler de alın
- 1000 Kenya şilini (yaklaşık 25TL) ile bir telefon hattı satın alırsanız orada kaldığınız müddetçe neredeyse sınırsız internet kullanımı edinmiş olursunuz.
