2005'ten beri mutfakta · 574 tarif

Öğretmenler Günü deyince

24 Kasım 2011

Her öğretmenler günü benim için garip duygularla başlar. İlk anda ne hissedeceğimi bilemem... Ortaokul 1. sınıftayken yaşadıklarımdan olsa gerek bu gelgitli hisler.

Sınıf nöbetçisi olduğum bir gün arkadaşlarım tenefüse çıkarken ben tahtadaki yazıları silmekle meşguldüm. Daha o zamanlar toza ve bir dünya şeye alerjim olduğunu bilmiyordum. Öğretmenimizin çantasından çıkartıp kullandığı renkli tebeşirler bir türlü çıkmak bilmiyordu. En sonunda her zaman yaptığımız gibi tahtayı ıslatarak temizlemeye karar verdim. Kantinden gün içinde de silgiyi ıslatmakta kullanmayı düşündüğüm şişeyi almaya giderken zil çalmaya başladı. Yolda gördüğüm dersin hocasından izin alıp, işime devam ettim. Şeftali suyu şişesini alıp, kızlar tuvaletinde doldurup boşaltarak yıkarken matematik öğretmenimiz beni görüp çağırdı. Suyu doldurup, bir şey isteyeceğini düşünerek yanına koşarak gittim. Bana sinirli bir şekilde ne yaptığımı sordu. Cevabımı beklemeden elimdeki su şişesini alıp kafamdan aşağıya boşaltıverdi. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilemedim. Öfkeli sesiyle 'doğru sınıfına bir daha ders saatinde su ile oynarken görmeyeyim' dedi. Ben kendime şekil düzen veremeden, kafamdan, omuzlarımı geçtiği için at kuyruğu şeklinde topladığım saçlarımdan sular damlayarak sınıfa doğru yürüdüm. Arkamdan baktığını hissediyordum. Elimle yüzümü silip, sınıfa girdim. Şişenin dibinde kalan su ile silgiyi ıslatıp, tahtayı sildikten sonra yerime oturdum. Ders neydi, neler anlatıldı hiç hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey o kapıyı açıp, içeri girerken çok utandığım. O utançla okulda olanları evdekilere de bir kaç gün sonra anlatabilmiştim. Annemin okul müdürüyle görüştüğünü, beni ve matematikçiyi çağırdıklarını hayal mayal hatırlıyorum. Yanlış anlaşma olmuş gibi kelimeler de var hatırladıklarım arasında ama o kadar...

Her 24 Kasım adını bile hatırlamadığım ama sigara kokusunu ve yüzünün tüm kıvrımlarını, bıyıklarını hatırladığım bu matematikçi-öğretmen diyemiyorum kendisine- görüntüsü ile başlıyor benim için. Ardından aynı yıl ders aldığım fen bilgisi öğretmenimiz geliyor aklıma. İnci gibi yazısıyla tahtayı rengarenk dolduruşu... Daha iyi anlayalım diye çizdiği resimler, şekiller. Bir gün yine tahtayı silerken 'Öğretmenim çok güzel yazıyorsunuz, hiç silmek gelmiyor içimden' dediğimi hatırlıyorum. Sonra sınıftan bazı arkadaşlarımla beraber okul sonrasında çalıştığı öğretmenler kooperatifinde bize güzel yazı dersi verdiğini, yazımız düzelmeye başladığında da birer tane çok şık dolmakalem hediye ettiğini hatırlıyorum. O kalem artık yazmasa da halâ durur.

Sonra benim gibi yüzlerce çocuğun hayatını değiştirdiğini bildiğim, lisedeki edebiyat öğretmenim Oktay Tuncer gelir aklıma. Yaptıkları, anlattıkları, tahtaya çizdikleri... Bugün yazmaktan bu kadar keyif alıyorsam en büyük pay onundur. Bize sadece yazmayı, edebiyatı öğretmediğini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyorum. Bize farklı bakmayı, işini sevmeyi ve daha birçok şeyi öğrettiğini biliyorum. Bazen şimdiki teknolojik imkanlarla bizim ufkumuzu açacak daha neler icad ederdi diye düşünmeden edemiyorum.

Üst üste iki kere su çiçeği geçirip, okula gidemediğimde derslerden geri kaldığıma üzülmeyeyim diye beni evimde ziyaret eden ilkokul öğretmenim Seval Ağrı gibi, okuduğum her kitapta hatırladığım Oktay bey gibi öğretmenlerin günü kutlu olsun...

Bunlar da olur