Nasıl Bilirdiniz?
Mayıs ayının sonlarına doğru Ankara’da patlayan bomba nedeniyle ölenlerin cenaze namazlarını gösteriyordu televizyon. Kurbanlardan birisi küçük oğluna ayakkabı ya da bisiklet almak için oradaymış. Hayatımda ilk defa öyle bir cenaze namazı gördüm. Göz yaşlarımı tutamayıp ağladım. O günden beri cenaze namazlarında aklıma hep o kadıncağız gelir ve gözlerim yaşarır oldu…
Ondört yaşında bir çocukken babasının zoruyla evlendirilmiş. İki yıl sonra bebeği ile beraber baba evine dönmüş. Eşinin kendisini aldatması ve bir sürü sebepten dolayı boşanmak istiyormuş. Eve kabul etmemişler. O da Ankara yakınlarındaki köyünden merkeze gelmiş. Çocuğuna bakabilmek için tezgahtarlık ve bir sürü iş yapmış. En son Ulus’taki meyhanelerden birisinde şarkıcılık yapıyormuş. Bu hayat hikayesini anlatırlarken “demek insanlar istemeden, bu şekilde kötü yollara düşüyor” diye düşündüm. Ben bu düşüncelere dalmışken cenaze namazını kıldıran hoca “merhumeyi nasıl bilirdiniz?” diye sordu cemaate.
Derin bir sessizlik… Duyamadığımı düşünüp sesi iyice açtım. Hocanın ikinci ve üçüncü defa soruşlarında da sessizlik bozulmamıştı. Kulaklarıma inanamazken gözlerimden yaşlar boşaldı. Son yolculuğunda kimse bilmiyordu onu. Yapayalnızdı. Önce ailesinin, sonra terörün kurbanıydı. Onu iyi bilecek kimse yoktu hayatta. Kimin suçuydu iyi bilinmemek…
Dün çok sevdiğimiz bir amcanın cenazesine katıldım. İmam “merhumu nasıl bilirdiniz” diye sorduğunda aklıma adını bile bilmediğim bu kadıncağız düştü yine. Uzun uzun düşündüm onu. Sonra geride kalan oğluna nasıl anlatılacağı takıldı aklıma… Ona anlatırlarken iyi bilecekler miydi?
Bu düşüncelerle eve geldiğimde Esra'nın vefat haberini e-postamda gördüm… Hiç tanışmadığım, görmediğim ama iyi bildiğim birisiydi Esra…