Köprüköy'ün Kınalı Kuzuları
Çocuklar Gülsün diyen ekibin 4. durağı Erzurum, Köprüköy'dü. 8 Ekim cuma günü Sabiha Gökçen Havalimanındaki buluşma noktasına gelen neredeyse herkes söze 'bir an uçağı kaçıracağımı sandım' diyerek başladı. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur ve beraberinde gelen soğuk hepimizi Erzurum'da nasıl bir hava beklediği konusunda endişelendiriyordu.
Kaptan pilot 'varış noktamızda hava sıcaklığı 9 derece' dediğinde sıcak yatağımdan bu çılgın havada neden çıktım diye düşünmedim dersem yalan olur.
Erzurum'a indiğimizde öğle saatleriydi. Hava bulutlu ama İstanbul'dan sıcaktı. Erzurum Evleri'nde günün ilk yemek molasını verdik. Bu mola aynı zamanda Ankara'dan, İstanbul'dan farklı zamanlarda Çocuklar Gülsün Diye yola dökülen tüm ekibin buluşma anıydı. Köprüköy'deki okulun yaptırılmasını sağlayan Osanmaz ailesi ile de orada tanışma fırsatını yakaladık. Bir kaç gün önce son düzenlemeler için gelenler, okula giden patikanın sürpriz şekilde asfaltlandığını, oluşan küçük yola 'Çocuklar Gülsün Diye Caddesi' adının verildiğini neredeyse gözyaşları içinde anlatırlarken hepimizi bir heyecan sardı.
Erzurum'a 45 dakika mesafedeki Köprüköy'e doğru yol alırken, hayatımda hiç böyle bir manzara ile karşılaşmadığımı düşündüm.
Göz alabildiğine uzanan sapsarı bir ova. Ve üzerinde tek bir bina yok. Yolu fırsat bilip, uzun uzun lahana ve patates tarlalarını seyrederek gözlerimi beton kirliliğinden arındırmaya çalıştım. Gerçi lahanaların boyunu fark ettiğimde gözlerim yerinden fırlayacak gibi oldu ya neyse...Öğretmenim bu ne?
Vardığımızda büyük bir kalabalık anaokulunun önünü doldurmuştu bile. Yapılan kısa konuşmaların ardından kırmızı önlüklü, elleri kınalı kuzular ilk ders için sınıflarına girdiler. Okulun iç düzenlemesinin masraflarını karşılayan, Aylin Kotil tarafından, masalara yerleştirilen diş fırçası paketlerini ellerine alıp neredeyse hep bir ağızdan 'öğretmenim bu ne' diye sorduklarında hissettiklerim gerçekten anlatılamaz. Bu soru beni üzüntüye mi yoksa daha da ileriye götürüp gözyaşlarına mı boğmalı bilemedim. O andan sonra farkettim ki süt dişleri bile çürümüş, yokluk tarafından sarıp sarmalanmış 3-5 yaşında çocuklarla birlikteyiz. Etrafta bu kadar çok yabancıya alışık olmadığından ağlamaya başlayan minik kızın göz yaşlarına karıştırdım kendiminkileri.
Erzurum Köprüköy ziyareti bende derin izler bıraktı. Hüzünlü bakışlar kaldı aklımda... Bu seyahatte Çocuklar Gülsün Diye projesinin ne kadar mühim olduğunu bir kez daha anladım. Gülben Ergen'in ne kadar mühim bir işe kalkıştığını tekrar farkettim. Beni kıyısından köşesinden bu işe bulaştırıp, gözlerimi yepyeni bir dünyaya açtığı için ne desem kendisine gerçekten bilemiyorum. Ve bir teşekkür de sizlere borçluyum. Evime az çok demeden, paket paket kırtasiye malzemesi, oyuncak taşıdığınız, oralara sizlerden de sevgi götürmeme yardım ettiğiniz için çok çok teşekkür ederim.
Önümüzde şimdilik 2 okul kaldı. Hatay'daki çocuklarımıza siz de elinizi uzatabilirsiniz.