Filmlerden bir sahne: Carmel
Monterey'e gideceğimizden bahsettiğim bazı arkadaşlarım mutlaka Carmel by the Sea'ye de gitmem gerektiğini söylemişti. Biraz araştırdığımda Clint Eastwood'un burada bir evi ve restoranı bulunduğunu, doğasının çok etkileyici olduğunu okudum. Amerika için eski sayılacak 1771'den kalma bir de kilisesi varmış. Pazar günü toplantıların tatil olmasını bilerek ekip halinde yola koyulduk. Ekip Monterey Akvaryumu'na girerken, biz de Carmel'e devam ettik. Aralarında 15 dakikalık mesafe olan bu iki yer birbirinden güzel doğası ile Amerika'da beni en çok etkileyen yerler oldu.
Şimdi seyrettiğiniz filmlerden sahneler anlatacaklarımla beraber gözünüzün önünden geçsin. Sabahın erken saatlerinde şortunu giymiş kadınlı erkekli bir grup sahilde yürüyüş yapıyor. Önlerinde köpekleri koşuşturup, beyaz kumu dövercesine çarpan dalgaların içine atlıyor. Bir tarafta doğan güneşe doğru yoga yapanlar, diğer tarafta katlanabilir sandalyelerini okyanusa doğru kurmuş, sıcak kahvesini yudumlayanlar var. Güneş yavaş yavaş onların üstüne doğuyor. Dalgalardan havaya yayılan su zerreleri ufukta hafif bir sis oluşturuyor.
Bu film karesi Carmel'de Pasifik okyanusunun kenarına indiğimizde canlı olarak gözlerimin önündeydi. Carmel'deki herşey neredeyse beyaz perdeden fırlamış gibiydi. Pasifik okyanusunun karaya kavuştuğu bu güzel sahil şeridinde, tertemiz havada yürüyüş yaparak güne başlamak inanılmaz bir duyguydu. Dalgaların sesi, oluşturdukları buğulu hava, herşey insana huzur veriyordu. Çevredeki birbirinden güzel evlerin maket olduğunu düşünmemek işten değildi.
Neredeyse bütün kasabayı sokak sokak yürüyerek dolaştık. Yorgun düştüğümüz yerde nefis bir kafede çok lezzetli bir sandviç yedik. Birden farkettik ki otobüsümüzün saati gelmiş ve biz dönmek zorundayız. Bu büyüleyici yerden ayrılırken bazılarının ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordum.
*Slayt gösterisinin içerisinde fotoğraflar ve videolar mevcut. Videoların yüklenmesi için biraz beklemeniz gerekebilir.