Devletşah'a ne oldu?
Biliyorum bu sayfaların bu kadar uzun süre güncellenmemesine alışık değilsiniz. Ben de değilim. Yazmadığım günlerde uykum kaçıyor. Yatağa girdiğimde uzun uzun neleri yazamadığımı, kimlere cevap veremediğimi düşünüyorum.
Peki hergün yazan bana ne oldu da bu hale geldim?
Öncelikle hergün burada yazmak dışında işim icabı sürekli bilgisayar başında olmam nedeniyle bildiğiniz üzere parmağım rahatsızlandı. Halâ geçmiş değil. Kortizon tedavisine geçmeden önce 6 ay sürecek bir fizik tedaviye başlanıldı. Yaklaşık bir aydır devam ediyor. Bu süre içerisinde sol elimi kullanmaya alışmak da baya yorucu oluyor. Fareyi istemeden sağ elime aldığım her günün gecesi ağrı ve artan şişlikle geçiyor.
Bu yetmezmiş gibi sağ dirseğimin üzerine düşüp, kolumu incittim. Şimdi bazı hareketleri yapamadığım gibi, yapabildiğim hareketler de ağrılı oluyor. Daha ne kadar süre bu ağrıları çekeceğim ise meçhul...
Bu sağlık koşullarının yanı sıra beni yazmaktan uzaklaştıran birkaç terbiyesiz insanı da saymadan geçemeyeceğim. .... takma adını kullanan bir hırsız sitemdeki bütün tarifleri çalarak kendisine bir site kurmuş durumda. Yetmiyormuş gibi onun sitesini ziyaret edenlere, kendisi yapmış gibi tarifler konusunda ahkam kesiyor. Kendisine uyarı niteliğinde gönderdiğim yazıya verdiği cevabın bir bölümü şöyle:"Birkac yemek tarifi daha var sizin sitenizden, onlarida bloguma koyacagim ve alinti yaptigimi belirterek verecegim. Bir daha sitenizede ugramam, merak etmeyin." Kendisinin alıntı dediği şey benim mahkemeye vereceğimi belirtmem üzerine yazıların altına babasının oğluymuşum gibi yazılmış "Devletşah" kelimesinden ibaret. Ayrıca bu duruma neden kızdığımı da anlayamıyorlarmış. Çok şaşırtıcıymış. Bence şaşrıtıcı olansa hırsızlıkla övünmeleri. Bu yazıları çalıp kendi sitelerine yapıştırmakla dünyaları yaratmış gibi gurur duymaları. Tebrikleri kabul etmeleri.
Mevlana'nın bir sözü vardır çok severim: "Anlattıkların karşındakinin anlayabileceği kadardır." Eh onlara oturup blog yazmanın edebini anlatacak değilim. Biliyorum ki anlayamayacaklar. Anlayabilecek olsalar zaten yapmazlar. Kendileri içerik üretebilecek kapasitede olsalardı hırsızlıkla vakit geçirmezlerdi. İlahi adalete inan birisi olarak, adaletin er yada geç yerini bulacağına inanıyorum.
İşte bu gibi sebeplerden dolayı anlatacak pek çok şeyim varken anlatamıyor, anlatmak istemiyorum. Oysa ki Pera, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Yürüyen Köşk gibi çok heyecan verici şeylerden bahsetmek istiyorum. Fotoğraflarımı düzenleyebilecek parmak kuvvetine sahip olur olmaz, ..... gibi densizlerin çalamayacağı bir sisteme kavuşunca paylaşmaktan zevk duyacağım...