Devlet ana ve Sufi çocuk
Malum bizim ufaklık bir kaç hafta içinde 2 yaşına girecek. Haliyle 2 yaş sendromunun (terrible 2) ayak sesleri gümbür gümbür geliyor.
Masadaki nohut tanesinden odasındaki sineğe kadar her şey için 'menimm' diye nidalar atıyor. 'Men yapacağım', 'menim istediğim olacak', 'giyinmeyeceğim', 'yemeyeceğim'... Liste uzayıp gider. Bazen gözyaşı sel olup akıyor. Çığlıklar kopuyor.
İtiraf edeyim. Bazen dünya kadar işimin arasında, o ağlama seslerinden, itirazlardan bunalıp, tepemin tası atıyor. 'Ne demek giyinmeyeceğim' deyip, büyüklüğümü, cüssemi, gücümü, sesimin yüksekliğini kullanıp, kolundan tuttuğum gibi gömleği, pantalonu geçiriyorum. Burnunu sıkıp boğazından şurubu akıtıyorum.
Bazen durup düşünüyorum.
Minik kuzum devler ülkesinde var olma çabası veriyor. Benim onun iyiliği için düşünüp, direttiğim şeylere isyan ediyor. Oysa ona kulak verebilsem, belki duyduğu rahatsızlığı söyleyecek bana. Belki yediği şey her defasında karnını ağrıtıyor. Belki ona alerjisi var da tanımlayamadığından itiraz ediyor. Belki 'isterim' diye tutturduğu şeye vücudunun, gözünün, gönlünün ihtiyacı var.
Keşke karşılıklı oturup konuşabilsek diyorum. O ağlamadan, direnmeden istediğini anlatabilse, ben dinlesem...
Çocuk bu... 2 dakika sonra kolundan çekip giydirdiğimi, burnunu sıkıp içirdiğim şurubu unutup gidiyor. Ben diz çöküp özür diliyorum... Anneliğimden, büyüklüğümden bir şey kaybetmiyorum.
Biliyorum o bambaşka bir insan ben bambaşka bir insanım. Zevklerimiz, huylarımız, tepkilerimiz bambaşka. Ama yine de biz bir aileyiz.
[blockquote align="center" style="style6"]Yaşamak bir ağaç gibi, tek ve hür, Ve bir orman gibi kardeşcesine...[/blockquote]