Aşk ve Gurur - Pride and Prejudice
Okumaktan büyük zevk aldığım kitabın seyrederken kalbimi durduran filmi.
Jane Austen İngiliz edebiyatına sıcak bakmama vesile olan kişidir. Benim kişisel tercihim her zaman Rus edebiyatından yana olmuştur. Tolstoy'un, Dostoyevski'nin, Puşkin'in yerini kimse dolduramaz.
Okuduğum her satırı anlamak için ikinci defa okumak zorunda kaldığım günlerden birisiydi. Kitaplığa yaklaşıp okuması kolay bir kitap seçmeye karar verdim. Gözüme ilk çarpan "Aşk ve Gurur" oldu. "İşte bir aşk romanı, kafamı fazla yormaz. Gerçi pek de kalınmış. 488 sayfa. İngilizcesi daha ince acaba onu mu okusam? Türkçe okuduklarımı anlamıyorum, bir de İngilizce okuyayım tam olsun. Uzun muzun sıkılırsam bırakırım." Düşünceleriyle raftan çekip aldım. Tabi kalınlık karşılaştırmasından sonra aklıma takılan ilk konu orjinal adı "Gurur ve Önyargı" olmasına rağmen neden "Aşk ve Gurur" diye çevrildiğiydi. Herhalde pazarlama tekniği. Bizler önyargılı olmadığımız(!) için kitap orjinal adıyla sadece Jane Austen'i tanıyanlar tarafından alınırdı herhalde. Bu düşüncelerle okumaya başladığım kitabı ertesi sabaha kadar elimden bırakmadan okuyup bitirdim. Bazı sayfaları heyecandan iki üç defa okuduğumu da itiraf edeyim. Kitabın sonunda kalbim küt küt atıyordu.
Kitabın filminin çekildiğini duyduğumda pek sevinemedim. Daha önce bununla ilgili acı tecrübelerim vardı. Anna Karanina bunların başında geliyordu. Büyük keyif alarak okuduğum kitabın filmi kafamdakilerle o kadar tersti ki. Yirminci dakikasından sonrasını seyretmedim / seyredemedim. O dönem çok düşündüm. Okuduğum kitapların filmlerini çoğunlukla beğenmediğimi fark ettim. Genellikle hayallerimdeki kahramanlara benzememelerinden ve bence kitabın en önemli yerlerinin senarist tarafından önemsiz addedilerek atlanılmış olmasından şikayetçi olduğumu fark ettim. Daha da önemlisi bir daha kendi hayal ettiğim kahramanları düşünemez olduğumu, kitabı düşündüğümde filmdeki aktör ve aktrislerle özdeşleştiğini fark ettim. Bence kitap okumanın yarısı hayal etmektir. Bu nedenle epey bir süre kitaptan filme aktarılmış hiçbir şeyi seyretmedim. Fikirlerimi değiştiren şey Yüzüklerin Efendisi filmi oldu. Herşey ama herşey benim kafamın içindeki gibiydi. Tabi ki pek çok kişihayallerndekine hiç benzemediğini söyleyerek filmi sadece teknik olarak beğendiklerini söyledi.
Aşk ve Gurur'un fragmanını seyrettiğimde özellikle Bay Darcy'yi gördüğümde filmi kesinlikle seyredemiyeceğimi anladım. Bridget Jones'un Günlüğünü seyrettiğim zaman kafamda Mark Darcy'i "Aşk ve Gurur"daki Bay Darcy yerine koymuştum. Tabi ki bu senaristin başarısıydı. Tek sebep bu değildi. Bundan yıllar önce yabancı bir kanalda dekorlarını sevdiğim için bir bölüm seyrettiğim, sonradan kitabını okuyunca Aşk ve Gurur olduğunu anladığım dizide de Bay Darcy'i Colin Firth'in oynamasının etkisi vardı. Benim hayalimde siyah düz saçlı, yeşil gözlü, uzun boylu, keskin hatları olan bir Bay Darcy olmasına rağmen Colin Firth'ü dalgalı, açık kumral saçlarıyla bile kabul etmiştim. Colin Firth dururken kim, nerenden Matthew Macfadyen'i bulmuştu? Afişlerdeki o ümitsiz, süklüm püklüm, derbeder hâl hiç Bay Darcy'e yakışır mıydı? Elizabeth Bennet tam hayalimdeki gibiyken neden Bay Darcy değildi?
Neyse sadece kafamdaki Bay Darcy ile filmdeki uymuyor diye filmi seyretmeme kararımda düne kadar inat ettim. Kardeşim seyrettiğini ve harika bir film olduğunu söylediğinde IMDB'den aldığı puana bakıp başarısını kendimce kontrol ettim. Zaten içten içe seyretmeye gönüllü olduğumu o sırada anlayıp, filmi seyrettim. Hatta bir daha seyrettim. Sonra üzerine bazı bölümleri bir daha, bir daha seyretim. Sonra gidip kitabı elime aldım en az 150 sayfa okuyup, okuduğum bölümleri bir daha seyrettim. Herhalde bir kitap filme bu kadar iyi adapte edilebilir diye düşünecek fırsatı ancak yemek yaparken buldum. Hiçbirşey atlanılmamış. Kitaptaki her detay filmde de var. Olaylar o kadar güzel birleştirilmiş ki doğallığından hiçbirşey kaybetmemiş. Tabi ki değişiklikler olmuş. Ama insanı rahatsız edecek şekilde değil. Örneğin üç farklı akşam yemeğinde geçenleri bir yemekte toplamak gibi. Eh bu da bir film. Her yemeği çekselerdi film değil dizi olurdu. Filmde beni en çok etkileyen ise hayal ettiğim Bay Darcy'i bulmuş olmaktı. Dediğim gibi siyah düz saçlı, yeşil gözlü, keskin hatları olan uzun boylu Bay Darcy ilk sahneden itibaren fragmanlardaki görüntüsünün tam tersi bir etkiyle beni filme bağladı. Filmi, kendisini beğenmediğim için izlemeyecek olduğumdan utandım desem yeridir.
Filmin yönetmeni Joe Wright kamera hareketleriyle, uzun plan çekimleriyle filmin cazibesini arttırmış. Balo sahnesi unutulmaz bir plan olarak hep aklımda kalacak. Zaman, mekan geçişleri, bazı olayların sözle değil görüntü ile anlatılması filmin etkisini arttırıyor. Görüntü yönetmeni zaman zaman film değil de bir tabloyu seyrediyormuşuz, masal dünyasında dolaşıyormuşuz gibi hissetmemiz için elinden gelini yapmış. Dairo Marianelli'nin müzikleri ise görüntüyü tamamlayıp sizi içeriye çeken cinsten. Eğer oyuncular hayalimdeki gibi olmasaydı bile filmi sadece teknik özellikleri için beğendiğimi söyleyerek kendimi avutabilecektim.
Okumadıysanız okuyun, seyretmediyseniz seyredin. Benim gibi romantikseniz günlerce etkisinden çıkamıyacaksınız.