ŞEHİT – ŞEHİD
ŞEHİT – ŞEHİD i. (Ar. şehādet “şehit olmak; şâhitlik yapmak”tan şehid)
- Allah yolunda ve din uğrunda savaşırken ölen kimse: Ecdâdından kırk iki şehit adı bilirim (Nâmık Kemal). Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle berâber / Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle berâber (Yahyâ Kemal Beyatlı). İstanbul’da bizim hayâtımız bu şehit türbelerinin etrâfındaki hürmetle başladı (Ahmet Hamdi Tanpınar).
- Vatan, millet, kutsal bir amaç ve görev uğrunda ölen kimse [Kelime bu anlamı Türkçe’de kazanmıştır]: “Vazîfe şehîdi.” “şâir, bir zâlime hakka riâyet etmesini ihtârı yüzünden o zâlim tarafından öldürülen insanı Hamza’dan sonra gelen en şanlı şehit sayıyor (Kaya Bilgegil).
- “Hem meydanda hem gizli olan olayları bilen, her yerde her işi gören” anlamında esmâ-i hüsnâdan (Allah’ın en güzel isimlerinden)dır.
- Allah’a âşık olan, her yerde ve her tecellîde Hakk’ı müşâhede eden kimse: Şehîd-i aşk olup fez-i bekā kesb eylemek hoştur / Ne hâsıl bî-vefâ dehrin hayât-ı müsteârından (Fuzûlî’den). Hayrette kaldı seyr-i cemâlinle tâ-ebed / Şemşîr-i gamzen ile olanlar şehîd-i aşk (Osman Şems).
- Böyle bir aşk ve müşâhede içinde ölen veya öldürülen kimse, Şehîd-i Kerbelâ: Hz. Muhammed’in Kerbelâ’da şehit edilen torunu Hz. Hüseyin.