HÜMÂ
HÃMà (Fars. humÄy > humÄ) KafdaÄı'nda ve dâimi karlar bölgesinde yaÅadıÄı kabul edilen, boz renkli, kanatları zümrüt yeÅili, gölgesinin bir kimsenin üzerine düÅmesi o kimsenin baÅına devlet kuÅu konacaÄına alâmet sayılan, çok büyük, yırtıcı, efsânevî kuÅ: Devlet erdi andan bana hâcet deÄil hümâ kuÅu (Yunus Emre). Ol Åeh-i hüsnün gözü üzre bakanlar kaÅına / Sâye-i perr-i hümâ düÅmüŠsanırlar baÅına (Bâkî'den). Her kim ki arar bûy-ı vefâ tab'-ı beÅerde / Benzer ona kim devlet umar zıll-i hümâdan (Ziyâ PaÅa). Tebrîz'e uçtu feth-i celîlin hümâları / Bir böyle han görmedi Ã?ran semâları (Yahya Kemal Beyatlı).
Hümâ-yı lâmekân: "Mekânsız olan hümâ" Allah.
Hümâ-pâye: birl. sıf. (Fars. pâye "rütbe, derece" ile) Derecesi çok yüksek olan.
Hümâ-pervaz: birl. sıf. (Fars. pervÄz "uçan" ile) Yükseklerde uçan.
Hümâ-sâye:birl. sıf. (Fars. sÄye "gölge" ile) Hümâ gibi gölgesi âleme uÄur ve zenginlik veren, lutuf ve iyilikleri her yanı kaplamıŠolan (kimse): Ãsuman-pâye hümâ-sâye adîmü'l-emsâl (Nâilî).