2005'ten beri mutfakta · 574 tarif

Çivit mavisine ne oldu?

6 Haziran 2007
Çivit mavisine ne oldu?

Yazan: Haşmet Babaoğlu

Fotoğraf Flickr'dan Jazza j'ye aittir.

Bir kez bile şampanya tatmamış, hatta hayatında uzaktan da olsa bu içkiyi kadeh içinde görmemiş yüz binlerce kişinin, evine boya badana yaptınrken kataloga bakıp gayet rahat biçimde "tamam, karar verdim, duvarlarımız şampanya olsun" deyişine hiç kafanız takılmadı mı?

Çok sıradan mı buluyorsunuz bu durumu?

Belki sıradan ama hiç "normal" değil!

Geçen gün Aksiyon'daki enfes yazısında Ahmet Turan Alkan şöyle diyordu:

"Bayrak kırmızısının adı 'macenta' oldu; açık eflatun 'lila'; sarıya çalan açık kiremite 'somon' diyoruz. Boya kataloglarındaki renk isimlerinin çoğu artık bize ait değildir. Ressamlar, sanatçılar artık Alizarin kırmızısı'ndan, 'Prusya mavisi'nden, 'Hint sarısı'ndan, Kadmiyum yeşili'nden, Titanyum beyazı'ndan bahsediyorlar. Å?üphesiz doğru rengi kasdetmek için evrensel kodlamaları tercih etmek pratik bir tutum ama bu pratiklere itaat ettikçe, çevremizdeki dünya, bizlerin içinde emaneten yaşadığı bir iklim haline geliyor; bize dair özellikleri siliniyor ve kendimizi yabancılaşmış hissediyoruz."

Alkan'ın söylediklerine beynim ve yüreğimle katılıyorum da, son cümlesindeki bir noktaya itirazım var.

Bana kalırsa, kimse kendini pek "yabancılaşmış" falan hissetmiyor.

Kültürel iklim değişiyor, "dil içi dünya" değişiyor, dilimizin altındaki "toprak" kayıyor. Ama farkında olunduğundan da, umursandığından da emin değilim.

Asıl buralara dikkat etmek gerekirken, tersine, hayli hoyrat bir üslupla dilbilgisi (gramer) ve imla (yazım kuralları) polisliği yapılıyor.

* * *

"Dil içi dünya", daha doğrusu "dil içi dünya görüşü" denilen şey ne peki?

Yazılarmda sık sık dile getirdiğim bu dilbilimsel kavramın (bu noktada Prof. Dr. özcan Başkan'ın çalışmalarını saygıyla anmak isterim) kabaca anlamı şu: Sıfat ve adlar o dili kullananların dünyaya nasıl baktığını, dünyayı nasıl kavradığını ortaya koyar.

Mesela Amerikan yerlilerinin Batılıların “sarı” deyip geçtikleri renk frekansına yaklaşık yüz farklı ad koyması basıt bir kültürel zenginlik, bir çeşni değildir. Tam tersine, her renk adı, yerlilerin üretim biçimlerine, ürettikleri yiyecek ve eşyaların dünyasına somut bir vurgu yapar. Ama o kadar da değildir. Onlarca farklı 'sarı'nın her biri inançlara ve toplumsal hayallere bir göndermedir...

Unutulmamalı ki adların ve kavramların bir tarihi, coğrafyası ve kültürel iklimi vardır.

Mesela 'kale' ve 'şato' dışardan bakınca birbirine benzeyebilir. Ama bunların birbirinin yerine kullanılmasına tarih, sosyoloji ve coğrafya isyan eder.

Doğrusu, aklı başında ve dilini, kültürünü seven insanlar da bu savrukluğa, "dildeki toprak kayması"na isyan etmelidir.

* * *

Dönelim yine bizim renklere...

Çivit arük kullanılmıyor, diye "çivit mavisi" de ortadan kalkmalı mıydı?

Ben "çivit mavisi" diye yazarken ayrı bir haz duyuyorum ama fark ettim ki, bazı genç okurlanm bunu bir tür "egzotizm" olarak değerlendirmeye başlamış.

Ya tirşe?

Yani yeşille mavinin ayırt edilmesi zor ve yosunsu birlikteliği...

Bu adı, bu rengi bilen kaç kişi kaldı?

Basit değil!

Bütün bir tarih ve kültür yavaş yavaş dilimizin, Türkçenin içinden çekilmeye başladı. Daha düne kadar yemyeşil olan bir dalın kurumaya terk edilmesi gibi…

Link

Bunlar da olur